موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

Koçgiri’nin Yüz Yıllık Ahı

84
image_pdf

100 yıl önce bugün yani 11 Nisan 1921’de Ankara hükümetine bağlı Merkez Ordusu Koçgiri’de askeri harekât başlattı.

Bu kırımda resmi rakamlara göre yüzlerce Koçgiri köy yakıldı, 1000 den fazla  insan katledildi.

Ayrıca, bütün mal, eşya, zahire ve hayvanları yağmalandı. Binlerce Koçgirili dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkûm edildi ve sonrasında sürgüne tabi tutuldu.

Dönemin Sivas valisi Ebubekir Hazım Tepeyran “Yazmadıklarım, yazamadıklarım, yazmak azabına tahammül ettiklerimden az değildir. Yazamadıklarımın ne olduklarını o bölge ahalisi bilirler.” diyerek katliamın boyutlarına işaret etmektedir.

Koçgiri Katliamının 100. yılında bile yaşanılan acılar hala taptaze. Çünkü mazlumlar için tarih, sadece geçmiş değildir.


Gültekin Uçar: 1921 Koçgiri İsyanı

Bu olay, Koçgirili Kızılbaşların yakın tarihine damgasını vurmuş, bilinçaltlarında derin izler bırakmış, Koçgirili insanların kimlik ve inançlarını gizlemesine, Cumhuriyet politikaları ve ardından gelen kentleşme ile de giderek Kürt kimliklerinden uzaklaşmalarına neden olmuştur.“Koçgiri Hadisesi” hangi tarihsel şartlarda ortaya çıktı, amacı neydi? Hareketi bastırma kararı veren TBMM, Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve Kazım Karabekir’in politikaları hangi tarihi geçmişin devamıydı ve neyi amaçlıyordu sorularına cevap vermek gereklidir. Ancak bunu kısa bir yazının sınırları içinde başarmak oldukça zordur. Bu nedenle hareketin ortaya çıktığı uluslararası şartlardan kısaca bahsederek, Halk hareketini bastıran Merkez Ordusu komutanı Nurettin Paşa ve Giresun alaylarının başı Topal Osman’ın yaptıkları üzerinden konunun tarihsel arka planına dair bağlantılara işaret etmeye çalışacağız.

Osmanlı’dan Cumhuriyete Temel Politikalar

Osmanlı’nın imparatorluk sınırları içindeki son 150 yıllık politikası Tek din (İslamlaştırma), Tek mezhep (Sünnileştirme) ve Tek Millet (Türkleştirme) politikasıdır. Abdülhamit döneminde ( 1876-1908) İslamcılık önde, Türklük ikinci planda,  İttihat Terakki ve Cumhuriyet dönemi ise Türkçülük birinci planda İslam ise yardımcı unsurdur. Birbirinden ayrılamaz bu politikalar çerçevesinde gerçekleştirilen 1915 Ermeni soykırımı, 1921’de Pontus Rumlarının sürülmesi ve katli, yine 1921’de Koçgiri’de gerçekleştirilen vahşet ve Lozan Sonrası Hıristiyan oldukları için Yunanistan’a gönderilen Karaman Türkleri birlikte düşünüldüğünde 6 yıl içinde gerçekleştirilen tekleştirme (Türkleştirme ve İslamlaştırma) politikalarının çerçevesi ortaya çıkmaktadır. Mustafa Kemal ve onunla birlikte Anadolu’daki hareketi örgütleyen ve yöneten kadronun, ülkedeki farklı azınlık ve inançlara yaklaşımının anlaşılmasında bu olayları birlikte ele almak aydınlatıcı olacaktır.

1921 Koçgiri İsyanı Öncesi İç ve Dış Şartlar

1918-1920 yılları Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma dönemidir. Bu dönemde Anadolu’da yaşayan halkların kaderini belirleyen iki antlaşma vardır: Osmanlı’nın kabul etmek zorunda kaldığı 30 Ekim 1918’de Mondros mütarekesi ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması. ABD Başkanı Wilson’un ABD Kongresi’nin 8 Ocak 1918 tarihindeki oturumunda açıkladığı ilkeler Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmalarının da genel çerçevesini belirlemiştir. Bu ilkeler içinde Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Koçgiri bölgesini doğrudan ilgilendiren; 12. Madde şöyledir:  “Bu günkü Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk bölgelerinde egemenlik ve güvenlik sağlanacak, fakat bugün Türk tahakkümü altında bulunan öteki milletlere de mutlak bir yaşama güveni ve hiçbir surette incinmeden kendi başına gelişmek hususunda imkânlar verecektir.”(1)

Aynı dönem, Lenin Liderliğindeki  Sovyet devrimi, “Halkların (Ulusların) kendi kaderlerini tayin etmesi” ilkesini benimsemiştir. Mondros Mütarekesi’nin; Osmanlı ordularını dağıtılması ve Vilayat-ı Sitte denilen 6 ilde düzenleme yapma hakkını İtilaf devletlerine vermesi, ayrıca 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşmasının 62, 63, 64.(2) maddeleri birlikte ele alındığında ortaya çıkan manzarayı şöyle özetlemek mümkündür

Sovyet lideri Lenin ve ABD Başkanı Wilson’un açıkladığı prensipler, bölgelerinde çoğunluk olan ve kendi kendini yönetmek, hatta bağımsız devlet kurmak isteyen halklara bir fırsat sunmaktadır. Bu yöndeki her girişimin uluslararası platformlarda kabul ve destek bulma olanağı yüksektir.

 Osmanlı ordusunun sadece iç güvenlik sağlayacak kadar küçültülmesi, yerel halklarda kendilerini merkezi Osmanlı Müdahalelerinden koruyabilecekleri ve kendilerinin geleceği konusunda karar verebilecekleri duygusu yaratmıştır.

1920 Sevr Antlaşması, yaşadıkları bölgelerde halk oylamasında çoğunluğu sağlayan milletlerin özerklik, hatta bağımsızlık hakkını açıkça tanımakta ve güvenceye almaktadır.

Bu şartlar, 1920-1921 yıllarında Koçgiri halk hareketini yöneten lider grubu tarafından da değerlendirilmiştir. Ayrıca Vilayat-ı Sitte olarak adlandırılan altı ilin (Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Sivas)  Ermeni illeri olarak adlandırılması ve bu bölgede bir Ermenistan kurulması fikrinin de Paris Konferansı, Mondros ve Sevr’in gündeminde yer alması da kuşkusuz onları topraklarına sahip çıkmaya yönlendirmiştir. Koçgiri hareketinin liderleri bu şartlarda ya kendi halkları için bir inisiyatif alıp harekete geçecekler ya da tarihin yeniden yazıldığı bu döneme seyirci kalacaklardı.

Koçgiri hareketini yönetenlerden Alişan Bey ile Mustafa Kemal görüşmesinden bu dönemde Koçgiri liderlerinin tutumunu da anlayabiliriz belki:

“…Görüşmede Mustafa Kemal, Alişan Beg’e kendisini desteklemeleri ve işbirliği önerisinde bulunur. Alişan Beg ise Mustafa Kemal’e: ‘Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson’un 14 maddelik prensipleri çerçevesinde Kürdistan’ın büyük bir kısmını içine alan bir Ermenistan Cumhuriyeti kurulması tasarlandığını, bu nedenle Kürdistan’ı savunacaklarını, bu savunmanın gereği birtakım İhzari (hazırlayıcı) çalışmalar yaptıklarını…’ söyler.

Mustafa Kemal:

‘Wilson prensiplerinin şark milletlerinin azmi ve iradesi karşısında paçavra haline geldiğini ve yırtılıp atıldığını…’ söyleyerek Alişan Beg’e cevap verir.”(3)

Bu görüşmede konuşulanlardan da hareket-isyan-ayaklanma liderlerinden Alişan Bey’in uluslararası görüşme ve antlaşmalardan haberdar olduğunu, bu durumu değerlendirdiğini ve tutumunu buna göre belirlediğini anlayabiliyoruz.

Bu uluslararası şartlar Mustafa Kemal’i ve İstanbul Hükümetini de etkilemektedir. Bunu; 4 Eylül Temsiliye ile İstanbul Hükümeti arasında 20 Ekim 1919’da imzalanan Amasya Protokolü’nün maddelerinden anlayabiliyoruz:

“ ‘1.Beyannamenin birinci maddesinde ‘Devlet-i Osmaniye’nin tasavvur ve kabul edilen hududu Türk ve Kürtlerle meskun olan araziyi ihtiva eylediği ve Kürdlerin  camia-i Osmaniyeden ayrılması imkansızlığı -11 Eylül 1919 arasında Sivas Kongresi’nde seçilen Mustafa Kemal başkanlığındaki Heyet-i izah edildikten sonra bu hududun en asgari bir talep olmak üzere te’min-i istihsali lüzumu müştereken kabul edildi. Ma’a-haza Kürdlerin serbesti-i inkişaflarını te’min edecek vech ve suretde hukuk-ı ırkiye ve ictimaiyece mazhar-ı müsa’adat olmaları dahi terviç ve ecanibtarafından Kürtlerin istiklali maksad-ı zahirisi altında yapılmakta olan tevziratın önüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürdlerce malum olması hususu tensib edildi.”(4)

Koçgiri hareketi yöneticilerinin Ankara’ya çektikleri ve taleplerini bildiren aşağıdaki telgraf ta bu uluslararası durumun bilindiğini ve bu doğrultuda talepler oluşturulduğunu göstermektedir.

 “ Ankara Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Zara hariç olmak üzere önemli çoğunluğu Kürtlerle yerleşik olan Koçgiri kazasıyla Divriği, Refahiye, Kuruçay, ve Kemah kazalarının seçkin bir vilayet halinde şekillendirilmesinin oluşturulmasıyla yerli Kürtlerden bir valinin tayinini, adliye memurlarının ve mülkiyenin yine vazifeleri başında bulunmasını dileriz (11 Mart 1921)

Koçgiri Aşireti Reisi Muhammed ve Taki, Dersim Aşiretleri Reislerinden:Mustafa, Seyithan, Muhammed, Munzur, Alişir”(5)

Uluslararası şartları da dikkate alan Koçgiri liderleri, Bölgesel özerklik ve özyönetim talep etmektedirler. Benzer haklar Samsun, Trabzon arasında yaşayan Pontuslu Rumlar tarafından da dile getirilmektedir. Mustafa Kemal ve TBMM’de Amasya protokolünde öngörüldüğü gibi bu taleplere olumlu yaklaşmak yerine Merkez Ordusu kurup başına Nurettin Paşa’yı geçirerek cevap verirler.

Nurettin Paşa Kimdir? Neden Seçildi ve Ne Yaptı?

Nurettin Paşa’nın babası Müşir İbrahim Paşa da bir askerdir. 1909’da 4. Ordu komutanı olarak Dersim’deki aşiretlere yönelik askeri harekâtı yöneten kişidir. Nurettin Paşa Koçgiri’yi vurmuş ve Dersim’in şiddetle vurulmasını önermiş, Damadı Abdullah Alpdoğan’da Dersim’i vurmuştur. Ankara Hükümeti’nin bu görev için Nurettin Paşa’yı seçmesi, Balcıoğlu tarafından şöyle gerekçelendiriliyor: “ Ayrılıkçılara karşı mücadele edecek ordunun komutası Nurettin Paşa’ya teslim edilmiştir. Söz konusu komutan Birinci Dünya Savaşı’nın seçkin askerlerindendir. … Bu tür görevlerde tecrübe daha bir önem kazanmaktadır. Merkez Ordusu Komutanı’nın babası İbrahim Paşa da II meşrutiyet sonrası Dersim ve civarında meydana gelen ayrılıkçı hareketleri bastıran ordunun komutasını yürütmüştür. Babasından tevarüs ettiği tecrübeler, Nurettin Paşa’ya ışık tutmuştur. Gerçekten de İbrahim Paşa’nın bölgede alınmasını istediği tedbirlerle, Nurettin Paşa’nın konu ile ilgili önerileri benzerlik göstermektedir            

Suat Parlar’ın Irkçılık ve şeriatçılık konusunda yüklü bir geçmişi bulunan Nurettin Paşa hakkındaki değerlendirmesi ise şöyledir: “Merkez Ordusu 11 Nisan 1921’de Koçgiri’ye yürümüştür. Komuta Nurettin Paşa’dadır. Paşa 1902 de iç Bulgar komitesine yönelik ’gayri nizami’ harbin başarılı subaylarındandır. İttihatçıların ve Kemalistlerin Ermeni, Rum, Kürt tehcir ve tenkil hareketlerinde önemli görevler üstlenen, cumhuriyetin iç savaş dinamiklerine dayalı kuruluş ilkelerini belirleyen “Özel Harpçi subaylar kuşağındandır. 1918’den itibaren Anadolu’da yayılan ve Balkan kurtuluş hareketlerini bastırmada görev yapmış bu subaylar kuşağı devletin ‘ebed-i müddet’ şoven siyasetlerini belirlemede öncülük etmişlerdir. 1919’da Urla’da Rum halka uyguladığı korkunç şiddetle sivrilen Nurettin Paşa Mustafa Kemal tarafından Koçgiri üzerine gönderilmiştir.”(6)

Nurettin Paşa da tıpkı babasının Dersim’de yaptığı gibi Koçgiri’de nasihat heyetleri oluşturur. Ama asıl amacı uzlaşma ya da anlaşma değil Koçgiri’ye vuracak ordu birliklerini ve çeteleri düzenleyecek zaman kazanmaktır.(7) Nurettin Paşa’nın gözünde Koçgirililere destek veren Dersimliler “din düşmanları ve küfür içinde” olan insanlardır. “Bunun için: Dersim ve Ovacık’ta bilhassa Ovacık’ta neticeli ve kat’i tedibatı şedide ister (kesin sonuç alacak şekilde şiddet uygulamak GU)”(8) Koçgiri için ise düşünceleri şöyledir:“Umraniye isyan mıntıkasında Sünni köyler dışında tek bir cami ve mescid yoktur. Efradın adı İslamdır!”

Aynı tarihlerde Pontus’taki Rum meselesini de çözmekle görevli Nurettin Paşa Rumlar içinde şöyle düşünüyor: “Fikrimizce memleketimizdeki Rumlar bir yılandır. Bu yılanların zehirleri kadınlardır. Bu yüzden erkeklerle aynı şeyi yaptık. Çocuklarından da ayırmadık…”(9) İşte ittihat ve terakki üyesi, Nurettin Paşa bu fikirleri ve inançları nedeniyle seçilmiştir. Rum ve Kızılbaşlara karşı aileden düşmanca fikirlerle dolu, inançlı bir Hilafet ve saltanat sevdalısı Nurettin paşa’nın Yanında kendisi gibi düşünen, Merkez Ordusu Kurmay başkanı (aynı zamanda damadı) Hüseyin Hüsnü bey vardır.(10) Nurettin Paşa görevi, olağanüstü yetkiler verilmesi şartıyla kabul etmiştir. Bu yetkilerin içinde mahkeme kurma, yetki alanı içindeki tüm mülki amirlerin kendine bağlı olması, sıkıyönetim ilan etmek te vardır. Kafasında yapacağı işler ve kullanacağı yöntemler nettir. Bu yöntemlere Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’dan da tam destek vardır. O kadar ki af ve uzlaşma isteyen isyancıların tekliflerinin dikkate alınmamasını ve ezilmesini, bu durumdan (uygulanan şiddet ve vahşet) askerlerin etkilenmemesi için de tedbir alınmasını istemektedir.(11)

Buradan anlaşılan şey açıktır: Tek millet ve tek din hedefine uygun olarak Rumlar sürülecek, dağıtılacak, asimile edilecek ve etkisizleştirileceklerdir. Koçgiri de bir daha başını kaldıramayacak şekilde ezilecektir. Bunun için her türlü bahane kullanılacak, yoksa da yaratılacaktır.

Bölgeyi Müslüman ve Türk olmayanlardan arındırmak için de Pontus ve Koçgiri’de bütün Türk ve Sünni unsurların bir araya getirilmesi ve teşkilatlanması gerekiyordu. Bunun için Merkez Ordusu mıntıkası içinde Sünni Türk köylerindeki güvenilir unsurlardan oluşturulan ve silahlandırılan çetelerden yararlanıldı. Oymak Teşkilatı denen bu birlikler24 Haziran 1921’e kadar Orduyla koordineli çalıştılar. Koçgiri hareketinin yayıldığı tüm alanlarda Sünni Türk köyleri silahlandırıldı, silahlı olanlar desteklendi. İstihbarat için Askeri Polis teşkilatı kuruldu. Hıristiyanlar ise ordunun yol, iaşe, nakliye işlerinde çalıştırılmak amacıyla Amele Taburlarında toplandı. Bu taburlarda toplanan askerlere silah verilmiyor, Türk asker ve subayların denetiminde çalıştırılıyor ve kendi bölgelerinde görevlendirilmiyorlardı. Böylelikle Hıristiyan köyleri Topal Osman gibi çetelere karşı savunmasız bırakılıyor, Hıristiyan erkekler ide kontrol altında tutulmuş oluyordu. Bölgede Rumca yayınlar yasaklanmış,tüm posta idarelerinden gelen geçen mektuplar kontrol ediliyor, seyahat edenler sıkı takip altında tutuluyordu.

Nurettin paşa sadece orduyu yeniden yapılandırmak,Türk ve Sünni sivil halkı teşkilatlandırmak ve silahlandırmakla yetinmedi. Amacı sadece isyanı bastırmak ta değildi. O, Kızılbaş Kürtlerin ve Hıristiyan Rumların bir daha başkaldıramayacak şekilde ezilmesini istiyordu. Bu nedenle hiçbir uzlaşma teklifini kabul etmiyor, isyan bastırıldığı halde çeteler ve askerler eliyle vehşet yağmalama, öldürme olaylarına devam ediyor, buna karşı çıkan Sivas Valisi Ebubekir Tepeyran’ı görevden aldırıyor, yapılan hiçbir uyarıyı da dikkate almıyordu. Nurettin Paşa’nın bu kindar ve yok etmeyi temel alan politikası, dönemin Sivas valisi Ebubekir Hazım Tepeyran Tarafından şöyle anlatılıyordu: “ Askerlerle çemberlenen Köyler ahalisi söylentilerin doğruluğuna, yani Kürtlerin tenkil edileceğine inanarak hayatlarını kurtarmak için köylerini, evlerini terkederek dağlara sığınmaya mecbur olmuşlardır. Sırf can korkusuyla kaçan, isyan ve şekavetle suçlanarak boş kalan köyler yakılıp yıkılarak bütün mal ve eşyaları ve hayvanları müsadere edilmiştir.

Şu suretle Umraniye nahiyesine ve Zara Kazası’nın merkezine bağlı köylerden 76 ve Divriki Kazası’nda 57 ki toplam 132 köy muharip bir düşman istihkamları gibi yakılmış, tahrip olunmuş ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca bütün mal ve eşya, zahire ve hayvanları yağma olunmuştur. Binlerce nüfus  dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkum edilmiştir.”(12) Nurettin Paşa’nın dönemin valisi tarafından da aktarılan Kızılbaş düşmanı bu tavrı devlet belgelerinde şöyle anlatılıyor: “ Koçgiri Aşireti’nin köylerini 14. Süvari Fırkası ve Giresun Alayı tedibe çalışırken, 27. Liva ile Erzincan Müfrezesi de isyan mıntıkasından dersime doğru kaçan asileri takiple meşguldü. Bunların keleklerle Fırat’ı geçmelerine engel olundu. Nehre ulaşanlara ateş açılarak 5 kişi boğuldu. Bu sefer Acemoğlu köprüsünden Dersim’e geçmek isteyen asiler Erzincan Müfrezesi’nin ateşine maruz kaldılar. 200 kişilik guruptan 60 kişi öldürüldü. Beraberlerinde götürdükleri çık sayıdaki hayvanı, halıyı, kilimi terk eden asiler….”(13) Prof. Mustafa Balcıoğlu ATASE arşivlerini ( Kls.730, Ds,16, Fhr.60.2. ) Bu aktarılandan ortaya çıkan gerçek; canını ve malını Topal Osman’dan kurtarmaya çalışan köylülerin Topal Osman’ın Giresun Alayları ve askerlerce onların kaçmalarına bile fırsat verilmeyerek katledildikleridir. Aksi takdirde tarihe, halısı ve kilimiyle birlikte kaçan bir isyancı tipi eklemek gerekir. Bu katliam emrini veren ve kesinlikle uygulanmasını isteyen de Nurettin Paşa’dır.

Nurettin Paşa’nın  bölgede yaşayan halkların bir daha bir araya gelememesi için de planları vardır. Bu amaçla eşkıya takibine katılan köylülere yağmaladıkları mallara ganimet olarak el koyma hakkı veriyor, kaçan köylülerin geride bıraktığı malları Sünni Türk köylülerine dağıtıyordu.(14) Topal Osman ve çetecilerinin binlerce hayvanı, mal varlığı ve parayı yağmalayıp gasp ederek Giresun’a götürdükleri de hem meclis kayıtlarına geçmiş hem de yöre halkı tarafından bugün bile konuşulan bir gerçektir.

Yapılan zulüm ve katliamlar o kadar büyük ve acıdır ki bu konu Karadeniz’li ve Doğu’lu milletvekilleri tarafından meclise taşındı. Bu konu meclis gizli oturumlarında tartışıldı.(15) Bu oturumlarda Nurettin Paşa; Koçgiri ve Pontus’ta gayri nizami kuvvetler kullanmak ( Topal Osman ve benzeri çeteleri kullanmak), Rum’ların sürgün edilmesi sırasında herkesin gözü önünde yağmalanıp öldürülmelerine göz yummak, Ümraniye isyanında halk merhamet dilemeye hazır iken, Topal Osman’a milleti kırdırtmak, Rüşvet almak, akrabalarını önemli görevlere getirmek, meclisin yetkilerini kullanmak, ast ve üstlerini dikkate almamak vb. suçlarla yargılanmasına karar verildi. Bu durum 3 Kasım 1921’de kendisine bildirildi.(16) Daha sonra dipnotta  aktarılan ve tarihleri verilen gizli oturum tutanaklarında yer aldığı gibi (dipnot 155) Mustafa Kemal’in girişimleriyle yargılanma talebi soruşturmaya dönüştürülerek savunmaları alındı. Nurettin Paşa görevden alındı. Merkez ordusu da lağvedildi.

Nurettin Paşa’nın Sağ Kolu Topal Osman

Nurettin paşa ve Topal Osman bir tablonun iki yarısı gibidirler. Birisinin anlatıldığı yerde diğerinin anlatılmaması tablonun bütününün anlaşılamaması demektir. Nurettin Paşa Meclisin kendisine sorduğu sorulara cevap verirken; Topal Osman’ı daha önce tanımadığını, kendisinin çağırmadığını, Genel Kurmay’ın emriyle isyancılara karşı gönderildiğini, Osman Ağa’nın Giresun Alayı’nın fahri komutanı olduğunu, bu ünvanı ona Merkez Ordusu, Genel Kurmay ve Milli savunma bakanlığının verdiğini, bu alayın kendisi tarafından askeri düzene uygun hale getirildiğini ve istihdam ettiğini yazar. Nurettin Paşa Topal Osman’ı tanımasa da yeni devlet onu tanımaktadır. 21.08.2014 tarihli Agos Gazetesi’nde Serdar Korucu  “Üç Halkın Katliamcısı: Topal Osman” için şu bilgileri veriyor:  “İstanbul Divan-ı Harbi tarafından Ermeni katliamlarına katıldığı için aranırken Rumların Giresun´daki Rum Mektebine astıkları Pontus bayrağını indirmesi üzerine hakkındaki tutuklama kararı kaldırılan Topal Osman, Mustafa Kemal’e “Siz hiç merak etmeyin Paşam. Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşek arısı gibi boğulacak” dedi ve bölgeden yayılan anılara göre tam da dediğini yaptı. Yüzlerce kişiyi mağaralara koyarak öldürdüğü söylentileri efsaneleşerek dilden dile yayılan Topal Osman’ın bir sonraki katliam görevi “isyan eden Kürtler”e yönelikti…oluşturduğu 47. Alay, Mart 1921’de başlayan Koçgiri Kürt isyanını kanlı bir şekilde bastırdı. Yolculuğu sırasında rotasında bulunan bölgelerdeki Ermeni ve Rumlara yönelik de yeni katliamlar düzenledi.

Falih Rıfkı Atay’ın; o dönemde kullanılan Topal Osman gibi çeteler için değerlendirmesi şöyle: “…Çeteler sözde, fakat onlar gerçekten Büyük Millet Meclisi Hükümetinin emrinde idiler….İçlerinden Yalnız Topal Osman kuvveti Mustafa Kemal’in muhafız kıtası olarak İzmir Zaferinden biraz sonraya kadar ayakta kalmıştır.”

İzmir’de gördüğü Topal Osman’la ilgili iki anısında; İzmir’de Rumlara yapılan eziyetleri dile getiren Halide Edip Adıvar için “Ah Mustafa Kemal Paşa o kadını bana verse de karşı koymak nedir ona gösterirdim” dediğini, İstanbul Beyoğlu’nda gördüğü peçesi açık bir kadın için de “Biz bu karıları böyle görmek için mi dövüştük” dediğini aktarır.

Atatürk’ün özel gazetecisi, bu aktardıklarına rağmen “kızdığı kaymakamı kazdığı çukura gömen, içindekilerle beraber yaktırdığı bir evden annesinin dışarıya attığı çocuğu soğukkanlılıkla kucaklayıp tekrar ateşe atan ”Topal Osman için; “Karadeniz kıyılarının bu destan kahramanı”(17) der.

Nurettin Paşa, Koçgiri ve Pontus’ta yaptıkları nedeniyle yapılan soruşturma nedeniyle meclise gönderdiği bu savunmasında; Koçgiri ile eş zamanlı olarak Pontus’ta 3342 Rum’un öldürüldüğünü 50. 000 kişinin de bölgeden sürüldüğünü belirtir. Sürgün sırasında tehcir edilen insanları saldırıya uğrayıp öldürülmeleri ve mallarının yağmalanması suçlamasına ise “Bütün Rumlar’da bir devlet mefkûresi vardır.” Onlar giderek zenginleşiyorlar, “Wilson Prensipleri bunları azdırdı. Türklere karşı da örgütleniyorlar diyerek, sürgün, öldürme ve yağmalama işlerini meşru göstermeye çalışmaktadır.(18) Bütün bu öldürme, sürgün, yağmalama, sürgüne yollanan silahsız konvoylara saldırıp yok etme ve mallarına el koyma operasyonları da başta Topal Osman olmak üzere, birliklerde görevlendirilen sivillere ve Nurettin Paşa’nın Yine yerli halkı silahlandırarak kurdurttuğu “Emniyet” teşkilatlarına yaptırılmaktadır. Bu vurgunlarda elde edilen malların ve paranın vurguna katılanlara dağıtılması ise Nurettin Paşa’nın emriydi. Bu bölgede ne olduğuna dair sözümüzü; İsyanın bastırılmasından sonra bölgeye gönderilen TBMM tahkik heyetinin hazırladığı rapora yansıyan bir döküme başvurarak sonlandırabiliriz. Tabii ki bu dökümün sadece heyetin ulaştığı bilgiler olduğunu da göz önünde bulundurmak kaydıyla.

 Raporda: “ Bir hayli Kürt hanesi kıtaat ve gayr-i mesullerce ihrak edilmiştir. Zara’da 1403, Refahiye’de 125, Divriği’de 125, Hafik’te 46, Kuruçay’da 54, Toplam 1703 hanedir.

Asiler Kemah’ta 80, Zara’da 96, Refahiye’de 11 köyü yakmışlardır. Asilerden 1000’e yakın şahıs maktul, 100 kadar da yaralı vardır. Hükümet kuvvetlerinden 63 şehit, 200 mütecaviz olmayan yaralı vardır.

Kıtaat arasındaki fevkalade sessizlik, bazı masumların öldürüldüğünü tekzib ettirmiyor. Çok mevaşi alınmış; Giresun’a kadar götürülmüş. İstirdat komisyonu kurduk. Bu bedbaht ahaliye erzak gönderilmesi size arz edildi. İsmet ve namusa tecavüz olduğu, israrla kadınlarca iddia edilmiştir”.(19)

Bu örnekler ve kullanılan çeteler, Dinci, ırkçı tektipleştirici devlet politikalarının bu güne kadar nasıl devamlılık arz ettiğini, katillerin ve çetecilerin nasıl korunup cezalandırılmadığını, hatta sahiplenildiğini gösteren açık kanıtlardır. Bu yaklaşımın en son örneklerinden birisi de Topal Osman’ın Heykeli’nin dikilmesi olayıdır. “Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey’in Cinayetinden sorumlu tutulması üzerine çıkan çatışmada öldürülen Topal Osman’a iade-i itibar ise 1925’te geldi. ilk Giresun Kalesi’nde gömülen naaşı, Mustafa Kemal’in emri ile kale içinde yaptırılan anıt mezara nakledildi.” Kendisi için heykel yapılması ise emekli Ergenekoncu, Jitem’ci ismi Susurluk olayına karışan, Faili meçhul cinayetler’le anılan tuğgeneral Veli Küçük ile 30 Ağustos 2000’de gerçekleşti.(20)

Bu dönemde Türkiye Komünist Partisi Kurucusu Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı da Ankara yönetimi ve Kazım Karabekir ile yazışarak Rusya’daki savaş esirlerinden kurdukları alayla, silah ve ellerindeki parayla Kurtuluş savaşına katılmak üzere Anadolu’ya gelmişlerdir. 28-29 Ocak 1920 gecesi Trabzon’da düzenlenen bir tertiple Karadeniz’de boğdurulurlar. Belgeleri hala açıklanmayan bu olayda da Topal Osman’ın parmağı olduğu söylenir. Bu olay, ülkenin sadece etnik, dini, mezhebi olarak değil; politik olarak ta tek görüş temelinde kurulmaya çalışıldığının en bariz örneklerinden birisidir.

Kısaca denilebilir ki devlet, Cumhuriyetin kurucu kadrosu, Koçgiri ve Pontus’ta kimi görevlendirdiğini, bunların hangi özelliklere sahip olduklarını, ne iş yapacaklarını ve hangi yöntemleri uygulayacaklarını biliyordu. Zaten bu insanlar ırkçı, şeriatçı görüşleri nedeniyle seçilmişlerdi. Sicilleri buna uygundu.  Bu nedenle de onları işledikleri suçlardan dolayı yargılamadılar, mecliste savundular yeni ve daha önemli görevler verdiler. Ta ki bu çeteler kendilerini de tehdit edinceye kadar.

1920-22 yılları arasındaki uluslararası şartları;  bu koşullar altında ortaya çıkan Koçgiri ve Pontus hadiselerini, bu hadiselere müdahale eden Sakallı Nurettin Paşa’yı ve Merkez ordusunu birlikte ele alıp analiz etmeye çalışarak, 200 yıldır uygulanan tekleştirme-temizleme politikalarının en ağır savaş koşullarında bile nasıl ısrarla yürütüldüğünü ortaya koymaya çalıştık. Bu politikanın sürekliliğini anlamak için sadece 1915-1921 yılları arasına bakmak yeterlidir: Bu yıllarda Ermeniler temizlenmiş, Rumlar sürülmüş, Kızılbaş Kürtler ezilmiş, komünistlerin kafası daha başlangıçta ezilmiştir.  Böylece Türk ve Sünni hâkimiyet sağlanmıştır. Kalanların icabına da 1925-1938 arasında bakılacaktır.

Dipnotlar

  • Uğur Mumcu, Kürt İslam  Ayaklanması 1919-1925.  Um:ag Yayınları s:2
  • Mehmet Bayrak, Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri. Özge Yayınları s:96
  • Felat Özsoy, Tahsin Eriş. 1925 Kürt İsyanı, Peri Yayınları İstanbul,2007. S: 42
  • Selahattin Ali Arik, Yakındoğu’da Koçgiri ve Dersim Kızılbaş Kürt Soykırımı. Peri Yay, İstanbul 2012. S:287
  • Age:98
  • Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim. Dam Yayı. İstanbul 2014. S: 120
  • Aktaran Selahattin Ali Arik. Suat Parlar, Ortadoğu’da Yeni Dünya Düzeni, Yar Yay. Aralık 1999, İst. S:226
  • Mustafa Balcıoğlu, Bir Paşa İki İsyan. Babil Yay.2003 Ankara. S:143.
  • Age: 170
  • Age:275
  • Uğur Mumcu,Kürt Dosyası, um:ag yay.36. Baskı, 2010 Ankara. S:26. Hüseyin Abdullah Alpdoğanhakkında şu bilgiyi verir: “Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan 1878 yılındaKastamonu’nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Tekin Yayınevi, 1993, [ s. 35.] (http://bilgi-bilgi.com/nureddin_ibrahim_konyar_asker)1905 yılında piyade subayı olarak 2. Ordu’da göreve başladı.Trablusgarp, Balkan, i. Dünya ve Kurtuluş savaşlarına katıldı. Koçgiri ayaklanmasını bastıran Merkez Ordusu’nda kurmay başkanı olarak görev yaptı. 1936-1943 yılları arasında Tunceli Valiliği, Komutanlığı ve 4. Umumi Müfettişlik görevlerinde bulundu.”
  • Age148
  • Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları, Çağdaş yayınları 1982. S:75
  • Mustafa Balcıoğlu, Bir Paşa İki İsyan. Babil Yay.2003 Ankara. S: 161.
  • Mustafa Balcıoğlu, Bir Paşa İki İsyan. Babil Yay.2003 Ankara. S: 161, 163, 166
  • http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_dergisi_pdfler.birlesimler_ 12 Ocak 2015 :

03, 04, 05 Ekim 1921 Koçgiri Ümraniye olayları üstüne tartışmalar.22 Kasım 1921, 19 Aralık 1921 , 16 Ocak 1922.,17 Ocak 1922.

19 Ocak 1922, 19 Temmuz 1922, ,02 Mart 1923  Meclis görüşmelerinin ortak noktası: Zulüm vardır. Zulmü itiraf edelim. Yetkiler suistimal edilmiştir. Yapanlar cezalarını görmelidirler. Tutanakların bu bölümü ek olarak ta yayınlanabilir.

zabıtlarda sözü geçen 13 Eylül 1337 tarihli İrade-i Milliye gazetesi ve 30 Eylül 1337 tarihli Nurettin Paşa’nın yayınlattığı beyannameler

  • Mustafa Balcıoğlu, Bir Paşa İki İsyan. Babil Yay.2003 Ankara. S:272
  • Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yay. İstanbul. S: 308, 309
  • Age:274-275
  • Mustafa Balcıoğlu, Bir Paşa İki İsyan. Babil Yay.2003 Ankara. S:284-285
  • Ayrıntılı bilgi için bknz: arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/ali-sukru-bey-ve-topal-osman/20678/
image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.