موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

BİRİ(LERİ) BİZİ SÖMÜRÜYOR, SWAP ANLAŞMALARININ ‘BİZCE’Sİ

137
image_pdf
BİRİ(LERİ) BİZİ SÖMÜRÜYOR, SWAP ANLAŞMALARININ ‘BİZCE’Sİ

Sami Adalı

AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan, eline aldığı bütün yetkileri kendi iktidarı ve ailesinin çıkarları için kullanmaya devam ediyor. Erdoğan, iktidarda olduğu 19 yıl boyunca kendi varlığını bile iktidara o kadar bağladı ki, artık iktidardan düşerse, bu 19 yılda “biriktirdiği” parayı huzurlu bir emeklilikte çatır çatır yiyemeyeceğini biliyor. Erdoğan, iktidarda kalırsa var olacağını ve iktidardan düşerse de yok olacağını biliyor. Kendisinden önceki pek çok işbirlikçi, görevlerini yerine getirip iktidarı burjuva sınıfının başka bir temsilcisine teslim edip (ya da onlara yenilip) köşelerine çekildiler. Erdoğan da büyük ihtimalle eskiden böyle bir emeklilik hayal ettiği için Türkiye’nin en güzel manzaralı yerlerine villalar yaptırdı. Ama uzun zamandır işler değişik yürüyor. “İktidar=Erdoğan ve ailesinin varlığı” formülü adım adım yine Erdoğan tarafından yaratıldı. Burjuva faşist iktidarı öyle birşey ki, yerinde durunca bile sahibinin varlığını tehdit ediyor. Onun için de bu iktidar biçiminin sürekli büyütülmesi gerek.

Peki nasıl büyütülecek bu iktidar? Daha fazla ölümle, daha fazla sömürüyle, daha fazla yalanla, daha fazla hak gaspıyla, daha fazla yetkiyle ve daha fazla düşmanla. Halk düşmanı ne kadar terim varsa bu listeye ekleyebilirsiniz.

Bir ülkede gericiler, faşistler, kompradorlar, tüccarlar vs iktidardaysa o ülkenin halkı görece bir rahatlık yaşıyorsa bile o ülkede sömürü vardır demektir. Eğer sömürü yoksa elit tabaka nasıl zenginleşir; değil mi? Bizim ülkemizde de durum, bunun aynısı. Ama iktidara gelen kesimler, bu sömürüyü halk için katlanılabilir seviyede tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. AKP iktidarı da (elbette ki iktidarda kalmasının daha pek çok bölgesel ve uluslararsı sebebi var) bu sömürüyü yıllarca katlanılabilir seviyede tutmak için çabaladı. Ama en son gelinen nokta, milyonlarca kredi kartı ve banka kredisi borçlusu, patates kuyruklarında bekleyen insanlar, borçlarını ödeyemedikleri için intihar edenler, çöplüklerden yemek toplayanlar, milyonlarca artı işsiz, milyonlarca güvencesiz çalışan işçi vs oldu. Erdoğan’ın kendini iktidarını korumak için attığı her adım döviz fiyatlarına, pazara, sofraya yansıdı.

Acaba kaçımız bir televizyon kanalının alt yazılarında, gazete köşelerinde veya intirnet ortamında döviz değerinin artışına bakıp geleceğimizden ve günümüzden umutsuzluğa kapılmıyoruz? Bunun sorumluluğunu tabi ki iktidarda görüyoruz. AKP bir yandan yarattığı sözde dindar nesille ayakta kalmaya çalışıyor; bir yandan dinci ve milletçi söylemlerle iktidarını sürdürmeye çalışıyor; bir yandan sağa sola tavizler veriyor ve bir yandan da döviz fiyatlarının sol tarafındaki okun aşağı yönde ve kırmızı renkte olması için anlaşabildiği herkese ülkenin bir değerini satıyor.

Limanlar, fabrikalar, madenler, ormanlar, şehirdeki değerli araziler, otoyollar, köprüler, PTT, Telekom, TEDAŞ, Tekel gibi kurumlar, bankalar bu 19 yıl içinde satıldı. Bunların getirdiği paralar bitince mülteciler üzerinden pazarlıklar yaptılar; etrafa saldırdılar; işgal ettiler. Bunlar da o oku bir türlü kırmızıya çevirmediği için bu son dönemde (daha önce de pek çok kez uygulanan) Swap anlaşmalarına ağırlık verdi.

Swap anlaşmaları, basitçe bir para biriminin, başka bir para birimiyle, belirlenen şartlara göre ve sadece belli bir süre için değişimi demek. Basitçe, diyelim ki bir İngiliz bankasından Amerikan doları almak istiyorsunuz; alacağınız dolar kadar, o bankaya Türk lirası veriyorsunuz. Anlaşma şartlarını, ödenecek faizi ve geri ödeme tarihini belirliyorsunuz. Uluslararası sömürü odakları tarafından çok katı kanunlarla güvenceye alınan bu anlaşmanın şartlarını yerine getiremezsen de Türkiye’deki pek çok kesimin halen bir travma olarak andığı Sevr Antlaşması’ndan bile daha beter yaptırımlara ve anlaşmalara mecbur bırakılıyorsun.

Türkiye’deki iktidar şu an ne yapıyor? Yine en sade haliyle anlatalım: Yabancı şirketlere, bankalara ve devletlere TL veriyor ve faiziyle geri ödemek üzere onlardan döviz alıyor. Sonra o dövizi Merkez Bankası rezervi diye gösteriyor ve bizi kandırmaya çalışıyor.

Ülkede kullanılabilecek, kalkındırılabilecek, tekrardan yaşatılabilecek veya yaratılabilecek ekonomik bir değer kalmamış. Hepsi satılmış ya da tarım ve hayvancılık gibi etkisiz hale getirlmiş. Yani ne olacak? Bu gelen yeni paralar dövizin TL karşısındaki değerini kısa bir süre için düşürecek. İnsanlar sahte bir ekonomik iyileşme hissedecekler. Sonra bu para tükenecek. Onlara TL verdiğin güçler, o TL ile piyasadan döviz alacaklar. Yani piyasada TL’den kaçış ve dövize geçiş görünecek. Üretim de olmayınca dövizlerin sol köşelerindeki ok yeşil olacak ve boyuna yukarı çıkacak. Paraların tekrardan değiştirilmesi zamanı gelip çatınca senin, daha öncesinden çok daha “değerli” bir hale gelmiş döviz borcun olacak, ama kapitalist şirket, banka ve devletlerin ise geri ödemesi gereken kağıt parçaları borcu olacak.

Peki aradaki fark nasıl ödeniyor? Tabi ki Erdoğan gemilerini, yalılarını, fabrikalarını, uluslararsı şirketlerini satarak ya da dünya bankalarındaki hesaplarını ülkenin borçlarını ödemek için kullanmıyor. Olan yine bizim emeğimize, soframıza, huzurumuza ve bir bütün hayatımıza oluyor. İşçilerin ve emekçilerin hak arayışlarını engelleyen yeni kanunlar çıkarılıyor; yeni vergiler oluşturuluyor; eski vergiler artırılıyor. Bunlara karşı bir tepki oluşmasın diye de eski “düşmanlar” hortlatılıyor, yeni düşmanlar oluşturuluyor, olur da halkın uyanışı bir isyan dalgasına dönerse diye paramiliter çeteler örgütleniliyor, Yunan’a masa altından taviz verirken basına Yunanistan’a nasıl posta koyduklarını servis ediyorlar, ABD emperyalizminin her türlü pis işlerini yaparken, onlara her türlü değeri peşkeş çekerken ABD başkanının önünde Erdoğan’ın nasıl ayak ayak üstüne attığıyla övünüyorlar; İsrail’e “wan minüt” derken, aynı gün onlarca askeri ve ekonomik anlaşmanın altına imza atıp ceplerini doldururlarken Filistin halkının ezilmesine karşı gerçekçi ve etkili tek bir adım atmıyorlar.

Yürüttükleri bu politikada şimdiye kadar belli bir seviyede başarılı oldular. Bundan sonra başarılı olup olmayacaklarını tarihin akışı ve halkın olması gereken tepkisi belirleyecek. Burjuva iktidarları desteklendikçe öldüğümüzü, sömürüldüğümüzü, aptal yerine konulduğumuzu, iradesizleştiğimizi ve aç kaldığımızı bilmeliyiz.

image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.