موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

Adalı’ydı Hüseyin CEVAHİR: Yüreği, Bilinci Ve Silahıyla Savaşıyordu

379
image_pdf

Partimiz (THKP-C) Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin Kurucu lideri

Adı, Soyadı: Hüseyin CEVAHİR

Doğum Yeri, Tarihi: Mazgirt/Dersim/1946

Şehit Düştüğü Yer ve Tarih: Maltepe/İstanbul 1 Haziran 1971

Mezar Yeri: Şöbek – Yeldeğen Mazgirt, Dersim


Mahir yaralı yakalanmıştı. Hücresinde çatışma anı gözlerinin önüne geliyordu. Cevahir’i hatırlıyordu. “Eller tetikte Tarrrr… ve de CEVAHİRİM’i kalbime gömer Dönerim hain hücreme”


  • ADALI’YDI CEVAHİR: YÜREĞİ, BİLİNCİ VE SİLAHIYLA SAVAŞIYORDU

Bir yandan Türkiye solunun 50 yıllık revizyonist tezleri, reformist geleneklerini parçalayıp geçmişin olumsuzlukları üzerine bir çizgi çekerken, diğer yandan öğrenerek-öğreterek ilerleyecek, kavga içinde ustalaşacaklardı.

Kendilerine yol gösterecek, örnek olabilecek deney ve birikim yoktu önlerinde, fakat onlar tereddüt etmediler. 50 yıllık revizyonist geleneğe karşı bayrağı yükseltenler SBF’de Mahir ve Cevahirler, ODTÜ’de Ulaşlar’dır.

THKP-C’nin SBF kökenli önder kadrolarındandır Hüseyin Cevahir. Önce İstanbul Tıp Fakültesi’nde öğrenimine başlamıştır. Fakat SBF onun için daha çekicidir. Daha sonra okul değiştirip SBF’ye geçer. Okula gelir gelmez de Fikir Kulubü’ne üye olur.

***

Hüseyin Cevahir,  Kürdistan’da Kürt yoksul köylülerin içindedir. Teorik, pratik çalışmalar yapar Kürt sorununa ilişkin.

Kürt halkının gördüğü zulmü, baskıyı, jandarma dipçiği altındaki yaşamını paylaşır. Halkın özlemlerini, acılarını, öfkesini yüreğinde yaşatır. O bilmektedir; mücadelenin, devrimin eninde sonunda kitleleri örgütlemek olduğunu… Onun yaşamı aynı zamanda mücadelenin salt okul hayatıyla sınırlı olmadığının da bir göstergesidir. Yalnızca yaz tatillerinde, boş zamanlarda değil, her an her dakika halkla içiçedir. Çok yönlü, ufku sınır tanımayan ve araştırmacıdır Cevahir.

Araştıran, inceleyen, üreten yanıyla devrimin, halkın sorunlarına eğilmiş, kafa yormuş, çözümler üretmiştir. Bu özelliğiyle de TİP nezdinde reformizme karşı yürütülen mücadelenin önde gelen teorisyenlerinden olmuştur.

THKP-C’nin on bir kişilik ilk genel komitesinde Hüseyin Cevahir de yerini almıştı. Görevi gereği Kürdistan illerini tek tek gezmiş, raporlar yazmıştı. “Halkların varolan gerçek kardeşliği politikleştirmeli, baş düşman emperyalizme karşı mücadele edilmeli ve uyanık olunmalıdır.” diyordu Doğu Anadolu Raporunda

Bir yandan da emperyalizm orta doğu’da planını hızla tatbik, etmekte… Halkların arasına düşmanlık sokup emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesini bölmeye, arkadan hançerlemeye çalışmaktadır. İşte durumun can alıcı noktası burası… Türkiye devrimcileri uyanık davranıp bu oyunu şimdiden bozmaya çalışmazlarsa ilerde çok büyük açmazlara düşebilirler. Doğu sorunu ancak devrimci yoldan çözüme bağlanabilir. Bu devrimci iktidar uğruna Türk ve Kürt devrimciler, bütün yurtseverler omuz omuza çalışmalıdırlar. Halkların var olan gerçek kardeşliği pekiştirilmeli, baş düşman emperyalizme karşı mücadele edilmeli ve uyanık olunmalıdır. Tek doğru yol budur. Yoksa hangi saflarda olursa olsun burjuva şovenizmine düşmek, emperyalizmin oyununa gelmektir, bölücülüktür.” (Doğu Anadolu Raporu H. Cevahir)

’70’li yıllarda Kürt ulusal sorunu üzerine yapılan tartışımaların içindedir. Kürt ulusal sorunu üzerine düşünen, konuyu gündeme taşıyan ve çözüm yöntemleri üreten ve bu doğrultuda mücadele edenlerin önde gelenlerindendir. Sosyal-şoven anlayışların savunulduğu süreçte, Kürt ulusal sorununa Marksist-Leninist tarzda çözüm getirenlerden biri de Hüseyin Cevahirdir.

Hüseyin Cevahir, aynı zamanda bölgede (Orta-Doğu),ki gelişmeleri dikkatle gözlemleyen çözüm yolları öneren Siyonist İsrail ve ABD emperyalizmin Ortadoğu halklarına yönelik saldırı ve komplolarının nasıl alt edileceğini “Che Guevara’nın “İki, üç, daha çok Vietnam” sloğanından ilham alarak “Ortadoğu halklarının devrimci mücadelesi ve kurtuluşu birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.” diyerek formüle eden ve sonradan bölgedeki birçok devrimci ve örgüt tarafından farklı kavramlarla ifade edilen “Ortadoğu devrimci çemberi” fikrinin tohumlarını atan bir ufka sahipti.

“Emperyalizm kıta çapında bir baskı ve seri; komplolar içine girdiği için mücadele alanı artık bütün kıta olacaktır. Gerçekten, genel olarak emperyalizmin çöküşü bütün dünyadaki devrimci mücadele ile, özel olarak da bölgesel mücadelelerle olacaktır. Che Guevara’nın “İki, üç, daha çok Vietnam yaratalım” sloganını bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir. Ortadoğu halklarının devrimci mücadelesi ve kurtuluşu birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Artık Ortadoğu’da, Ürdün’ün, Lübnan’in vs. tek tek kurtuluşu değil, bütün Ortadoğu halklarının emperyalizmden ve feodalizmden kurtuluşu söz konusudur.” (Küba Devrimi Üzerine H. Cevahir)

***

Disiplinli yaşamı ve kararlı, yakınmayı bilmeyen kişiliği ile çevresinde hep dikkatini çekmiştir. Hiçbir şeyin mücadelenin ve örgütsel görevlerinin önüne geçmesine izin vermez. Önce örgüt demiştir Cevahir:

SBF’de anti-faşist mücadeleyi omuzlayan ilk militan kadrolaşma içerisinde vardır Cevahir. Sonra adım adım THKP-C’nin oluşumu gelmiştir.

  • CEVAHİR’İN ARDINDAN

Yıl 1971. Mete Has’ın kaçırılması eylemi sırasında ev sahibi Hüseyin Cevahir’e “Bir daha karşılaşacak mıyız” diye sormuştu. Hüseyin Cevahir kesin bir cevap vermişti “Hayır” diye. “Sadece en sonunda bir de topyekün karşı karşıya geleceğiz…” Son randevuydu bu. Tarih kesilmemişti. Ama hedef belliydi. Son randevuya milyonlarla birlikte gelinecekti.

Tarih 1 Haziran’a döndüğünde bulutlar kadar dolmuştu halkın gözleri. Maltepe’de “yiğit iki Adalı” Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir kuşatılmışlardı. Siyonist İsrail’in başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırıp cezalandıran “terörist”lerdi onlar… Gece-gündüz birlikte savaşmışlardı ve şafak sökülünceye kadar birlikte savaşmaya and içmişlerdi. Yiğit iki yoldaştı onlar. “Asla teslim olmayacağız! Bizim buradan ancak ölümüz çıkar” diyordu Cevahir. Elbette şehitler verilecekti. Cevahir’im öğretecekti, nasıl yaşanacağını, nasıl ölüneceğini…

Gözleri sonsuz bir kin ve inançla yüklüydü. Gençti. Anadolu insanına yakışan bir yürekti göğüs kafesindeki. Daha 20’sinde gençlik önderlerinden biri olmuştu. Dünyayı değiştirmeye soyunmuştu yoldaşları gibi… Sade, alçakgönüllü, militan! “Erkek adam silahını bırakmaz” diyordu. Silah umuttu. Silah “son randevuya” götürecek tek yoldu. Çünkü düşman haindi, korkaktı. O büyük gün gelmeden boğmak istiyordu devrimi. Düşman silah kuşanmıştı. Gerekirse milyonların cesedini yığacaktı saltanatının önüne de vermeyecekti rahatını, sefasını… Bunu daha gencecik yaşında görmüştü Cevahir. Nitekim hayatını halkının kurtuluşuna adayarak yaşamıştı.

O büyük gün geldiğinde en önde olmalıydı. Bir tarih yaratılmalıydı. Bir tarih ki sözünden dönmeyenlerin, ölen ama yenilmeyenlerin tarihi. Bunun için ölüyordu Cevahir. Daha da yaşasaydık eğer kurtuluşa kadar savaşacaktık diyorlardı işte. Ölüm de olsa bizi yolumuzdan döndüremez diyorlardı.

O gün gözlerimiz bulutlar kadar doluydu. Boşanacaktı bulutlar gibi. Sağanak. Her damlası devrim andının bir mısrası. Boşanacaktı kına rengi topraklarımıza. Şehit düştüğünde 26 yaşındaydı Cevahir. SBF 3.sınıf öğrencisiydi. Dersim’in Mazgirt ilçesinde doğmuştu. Zazaydı.

Maltepe’de Mahir’in omuzbaşında çatışıyordu. “Karanlığın cüceleri” ile. “Karanlığın cüceleri” amcasını getirmişlerdi balkonun altına.

– Oğlum teslim ol, sana eziyet etmeyecekler.

– Sen karışma amca.

– Oğlum sen iyi çocuksun kızı bırak, yanındakini öldürüp teslim edersen o zaman seni affedecekler.

– Amcam, güzel amcam. Bu töreye sığar mı? İnsanlığa sığar mı? Biz ki namusu, şerefi, onuru, erdemi bayrak edinip çıkmadık mı düşmanın karşısına… Bu bayrağın rengi ihanetle kirletilir mi?

Kızgındı Cevahir, kendisine ihaneti teklif ediyordu amcası. Mahir anlamıştı durumu. Zazaca konuşuyorlardı ama anlamıştı. Cevahir’in öfkesinden anlamıştı. Yoldaşına baktı. Yüzünün kızardığını gördü. Böylesi bir teklifi duymaktan bile utanmıştı.

Mahir yaralı yakalanmıştı. Hücresinde çatışma anı gözlerinin önüne geliyordu. Cevahir’i hatırlıyordu. “Eller tetikte Tarrrr… ve de CEVAHİRİM’i kalbime gömer Dönerim hain hücreme” Maltepe’de 51 saat süren direnişin yaşandığı ev bir binbaşının eviydi. Evin kızı Sibel Erkan’ı rehin almışlardı. Yine Cevahir’in sesi geliyordu binadan. “Çocuğa dokunmayacağız. Çocuk ancak sizin ateşinizle ölür” diye. Direnişin ardından satılık kalemler “Sibel’in 51 saatlik esareti bitti”, “Sibel korkunç macerayı anlattı” diye manşetler atarak kara çalmak istediler. Sevinçlerinden ne yapacaklarını bilemiyorlardı. “Ani ve başarılı bir baskınla eşkiyanın sığınağına girildi” diyorlardı.

Oysa Maltepe’nin ardından nice “başarılı bir baskın” yapacaklardı da yine de bitiremeyeceklerdi Cevahir yüreklileri.

Hüseyin Cevahir’di adı. Eylemini yadigar bırakıp ayrılmıştı aramızdan.

Kini ve öfkeyi mayalıyorduk. Savaşta yalnız doğruların ve yanlışların değil, yüreklilik ve fedakarlığın da gerektiğini öğreterek ayrılmıştı aramızdan.

Gençti. Daha 20’sinda sevdalanmıştı Türkiye devriminin yoluna. Bu yolu namusu bellemişti. Öylesine inançlı. Bu yolu kendileri yaratacaktı. Öylesine güvenli. TİP üyesi olduğu günlerde başlamıştı kavgaya. İlkin devrim yolunun kırmızı halılarla döşeli olduğunu sananlarla mücadele etmişti. Hayır bu yol Mahir’in dediği gibiydi: Engebeliydi, sarptı, dolambaçlıydı. Ve kurtuluş bayrağı bu yolu tırmanan  gerillaların ellerindeydi. Gerisi boş laf.

Ve şair ruhludur diyorlardı Cevahir için. Şiir yazar gibi, bir destana kahraman yaratır gibi savaşır Cevahir… Onun gözünde sanatçı gizemli olmamalıdır, anlaşılmaz olmamalıdır. Fildişi saraylarda değil halkın içinde olmalıdır. “Kalın Çizgilerle Edebiyatımızın Dünü” başlıklı yazısında “Her şey çağında, yerinde değerlidir, öyle de değerlenir. Garip hareketi şiirde bir halk hareketi olarak da değerlendirilebilir. Belirli bir azınlığın beğenilerine seslenmek yerine doğrudan halkın beğenilerine seslenir. Halkın olaylar karşısındaki soğukkanlı ve alaycı tavrına benzer. Suya sabuna dokunmadan her şeye saplar bıçağını aslında. Bir sustalı gibi kısa ve kesin fırlar.” der. Yani kendini halkın davasına sorunlarına adamalıdır. Yani her şey halk için olmalıydı. O bu halkın evladıydı. Ve bu halkın kurtuluşu için düşmüştü yola. Zulüm, açlık, yoksulluk, işkence bir yazgı değildi, olmamalıydı. Bunu göstereceklerdi. Bu düzen değişecekti. Yolunu kanlarıyla çizeceklerdi.

Cevahir ilk mısraları kendi kanıyla yazmıştı. Ve Kızıldereler’den, Mayıs’a, Haziran’dan, Eylül’e, Cevahir yürekliler Arda’dan, Alper Çakas’lara hep aynı inançla, iradeyle, cesaretle haykıracaklardı. “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm!”

  • ADALI CEVAHİR

“Tam 51 saat sürdü çatışma. 51 saate bütün duygularını, hayatlarını sığdırdılar. 51 saat koskoca bir orduya meydan okudular. 51 saat kuşatmada, katıksız bir sevgi ve güvenle yaslandılar birbirlerine.

1 Haziran 1971 Salı sabahı 51 saat tamamlanmak üzereydi. Düşman hala “Teslim ol” diyordu. Mahir ve Cevahir 51 saati doldurmak üzedeydiler. Ama hala capcanlı, hala dipdiri ve ellerindeki silahlar sımsıcaktı. Düşman teslim alamayınca yoketmek istedi iki Adalı’yı. Sesleri kesilmeliydi, bitirilmeliydi onlar. Ve öğleye doğru Cevahir; pencereden evdeki 14 yaşındaki Sibel’i, 51 saattir düşman kurşunlarından korudukları Sibel’i bırakacaklarını açıklarken vuruldu. Ölüm dayanmıştı kapıya. 51 saattir kovaladığı iki Adalı’yı yere sermek istiyordu. Ama zalimler, zulmedenler, sömürenler, asalaklar çoktan kaybetmişlerdi. Bu ilk yere serilişleri olmayacaktı, son da olmayacaktı. Bir kez Türkiye halkları Parti-Cephe silahına kavuşmuştu. Soluk soluğa başlayan kavgada, Maltepe’deki bu durakta emperyalizme ve oligarşiye unutamayacakları bir ders veriliyordu. Halkın öncüsü devrimciler teslim olmuyordu…

49 yıldır öyle çok filiz yetişti ve yetişmeye devam ediyor ki, dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanını tüketemiyor düşman.

Adalı’ydı Cevahir. Yüreği, bilinci ve silahıyla savaşıyordu. Emperyalizme, oligarşiye ve faşizme karşı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm bayrağı oligarşinin burçlarına ancak silahlı  mücadele ile  dikilebilirdi, “Devrim İçin Savaşmayana Sosyalist Denmez” yemini ile ateşin ortasındaydı. Adalı’ydı Cevahir. Erdemin güneşi 24 saat aydınlatır Ada’mı, diyorlardı. Güneş olup aydınlık oldular tam 49 yıldır. Ve tükenmeyecek enerjileriyle yolumuzu aydınlatmaya devam ediyorlar.


  • 1978 Haziran: Emekli Yarbay Cihangir Erdeniz’i ölümle cezalandırdık.

Cihangir Erdeniz, önderlerimizden Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in Maltepe’de kuşatıldığı ve günlerce süren çatışmalarda görev almış ve önderimiz Hüseyin Cevahir’i şehit etmiştir. Bunun üzerine örgütümüz bu halk düşmanı katil hakkında ölümle cezalandırma kararı vermiş ve bu karar tespit edilen suçundan yedi yıl sonra da olsa uygulanmıştır. Bu arada Cihangir Erdeniz cezalandırılırken olaya müdahale eden, çatışmanın içine kendisini atan Mustafa Erdem istenmeyerek vurulmuştur.

THKP-C/MLSPB

image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.