موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

Ramazan Yıldırım: Filistin ve Kürtler

90
image_pdf

Tramp’ın Filistin ve İsrail çelişkisini “çözmek” vaadiyle gündeme getirdiği “yüzyılın projesi”, beraberinde yeni tartışmaları getirdi. Bu tartışmalar vesilesiyle Kürt ve Filistin, Kürt ve İsrail ilşkisi gündeme geldi. Ve bir kez daha ideolojik ve kültürel zemin kaybının nerelere yol açacağına tanık olduk. Bu güç fetisiştleri, bu “düşmanımın dostu düşmanındır” diyen formel zihinliler “Filistinlileri Kürt düşmanı”, İsrail’i ise “Kürt dostu” ilan ettiler. Arafat’ın Saddam ile olan ilişkisini, katliamlarda sessiz kalmasını ve yakın bir zaman önce Rojava operasyonuna destek veren Filistin yönetiminin açıklamalarını materyal olarak ileri sürdüler.

Bu arada Türkiye’nin Filistini destekleyen açıklamaları ise ilkel miliyetçiler için tuz biber oluyor. Bunun üzerinden “Filistin’e iyi oluyor” anlamında garip ruh halleri peydahladı. Oysa İsrail’in siyonist siyasetine karşı çıkmayı anti semtizme vardırmak nasılki gerici bir tutum ise, Filistin yönetiminin arap milliyetçi tavırları gerekçesiyle mazlum Filistin davasını görmemekte gerici bir tavırdır. İsrail’de dostluğu, Filstin’de düşmanlık bulanlara biraz tarih okumalarını salık veririz.

Örneğin bu “ultra Kürtler”, Beka vadisini hatırlıyor mu? Bu vadi nelere yol açtı?

“Beka vadisi”, Kuzeyin kırlarında tutuşan başkaldırının tohumlarının atıldığı topraklardır. Bu nedenle, en büyük Kürt kahramanın adı bu topraklara verildi. Uğruna yüzlerce şiir yazıldı, türkü yakıldı. Ve o toprakları açanlar, Filistin direniş hareketlerinden biri olan Demokratik Halk Cephesiydi.

Kürt devrimcileri,1979-80 yıllarında Filistin, Lübnan ve Suriye topraklarına yürüyüş gerçekleşirken başını sokacak bir kulübesi bile yoktu. Ama Filistin devrimcileri başta olmak üzere, bölgenin ilerici güçleri evlerini açtılar. Direniş, burada ilmek ilmek örüldü. Tabi Kürt devrimcileri de bu dostluk elini karşılıksız bırakmadı. 1981-82 yılında yaşanan Filistin dramında, Filistinli devrimcilerin saflarında Siyonizme karşı çarpıştılar. Bu çarpışmada 10 civarında Kürt direnişçisi yaşamını yitirdi. Bir o kadar devrimci ise yıllarca İsrail hapishanesinde tutsak kaldı.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin kurucu lideri George Habbaş, Kürt devrimine stratejik rol atfediyordu. Ortadoğu Devrimci Çemberinin merkezinin Kürt coğrafyası olduğunu söylüyordu.

Ķürt devrimcileri ile Filistin devrimcileri arasındaki dayanışma ilşkileri zayıflamış olmakla birlikte, devam ediyor. Bir yıl önce Türkiye’ye gelen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi nin efsane gerillası Leyla Halid‘ın ilk kapınısı çaldığı kurum HDP oldu. Ardında açlık grevinde olan Leyla Güven’i ziyaret etti. Türkiye ve İsrail aynı yöntemi uyguladığını söyledi. Leyla Halid’in bu tutumu Oligarşiyi rahatsız ederken, devrimci ve yurtseverleri gururlandırmıştı.

Filistin devrimci hareketinin gerilemesi, Kürt hareketinin Filistin sahasını terk etmek zorunda kalması, zamanla ilişkileri zayıflattı. Son yıllarda Kürt hareketinin ABD ile geliştirdiği konjonktürel ilişkiler Filistin cephesinde kaygı ve şüphenin gelişmesine neden oldu. Nasıl ki, Filistinli hareketlerin gerici Arap rejimleri ile geliştirdikleri ilişkiler Kürt hareketini rahatsız ediyorsa, Kürtlerin ABD ile kurduğu ilişkiler de Filistinlileri kaygılandırıyor. Topraklarının işgal edilmiş olması Filistin ve Kürt halklarının ortak tarafıdır. Fakat bölge ve uluslararası ilişkilerdeki öncelikler çelişkilere neden oluyor. Öncelikleri ve çelişkileri görmeyenler, olay ve olgulara toptancı yaklaşıyor.

Geçmişte Arafat’ın, şimdilerde ise Mahmut Abbas’ın tutumundan hareketle mazlum Filistin halkına “ne halleri varsa görsünler” demektedir. “Ne halleri varsa görsünler” diyenler, İsrail’in Kenya’da yapılan operasyondaki rolünü unutmuş görünüyor. Bu operasyonu protesto etmek için İsrail konsolosluğunun önünde toplananları tarayıp 5 kişinin öldürülmesini hatırlamıyor. İsrail’in verdiği silahlar ve istihbarat sonucu, sömürgecilerin artan operasyonel gücünü görmüyor. Çünkü bunlar ideolojik omurgası olmayan, güce tapan iflah olmaz ilkel milliyetçilerdir.

Ezilen ulusun kendi milli değerlerini ve geleceğini savunması yurtseverliktir. Ama başka halkaları küçümsemesi ve düşmanlık yapması milliyetçiliktir.

Milliyetçi siyasetle ezilen ulusun özgürlüğüne tanık olunmamıştır.

12 Şubat 2020

image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.