موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

TARİH “19 ARALIK” 2000’Dİ: ALP ATA AKÇAYÖZ KATLEDİLDİ

304
image_pdf

SESLENDİM, “ATA, HAYDİ KALK GİDELİM”


Onun içindir ki,  Küçükbakkalköy’deki mezarının taşında onun çok sevdiği şu şiirden bir kıta yazılı…


Atlılar atlılar kızıl atlılar, 

atları rüzgâr kanatlılar! 

Atları rüzgâr kanat… 
Atları rüzgâr… 
Atları… 
At…


“Oğlum bugün toprağa verişimiz üzerinden 17 sene geçti… Bana hiç kimsenin iyileştiremeyeceği yürek acısı bıraktılar elleri kanlı katiller…”

(25 Aralık 2017 Saat: 13:53 Günay Akçayöz)


Bu sözler  bir annenin, oğlu Alp Ata Akçayöz’ün öğretmen annesinin sosyal medyada dile getirdiği dinmez acısı, dinmeyen öfkesi ve onarılamaz yüreğinin sesi…

Daha öncede anne Günay Akçayöz “Yetiştirdiğim öğrencilere hep iyi ve doğruyu öğrettim. Belki de benim kalem tutmayı öğrettiğim bir çocuğun eli tetiği çekti. Beni oğulsuz bırakmaya kimsenin hakkı yoktu” dedi.

19 Aralık cezaevleri katlizmı sürecinde 22 Aralıkta Ümraniyede şehit düşen Alp Ata Akçayöz yoldaşımız 1971’de Kars merkeze bağlı Çakmaklı köyünde dünyaya geldi. Demokrat denilebilecek bir aile ortamında büyüdü. Daha çocukken İstanbul’a gelen Ata, öğrenimini lisede bırakmasına rağmen aile ortamının da etkisiyle birçok üniversite mezununu geride bırakacak bir kültürel birikime sahipti. Oldukça genç yaşta atıldığı çalışma hayatında devrimci çevrelerle buluşması fazla sürmedi. Kısa bir süre Kar-Der’e gidip geldi.

THKP-C Savaşçılarıyla çalışma hayatında tanıştı ve ilk örgütsel faaliyetleri burada oldu. ‘1991 sonrasında THKP-C/MLSPB saflarına katıldı. Maltepe Tekstil İşçileri Derneğinin kuruluşunda ve daha birçok alanda çalışma yürüttü. ‘1996’da yediğimiz bir operasyon sonrasındaki kimi gelişmelerden dolayı bağlantımız koptu. Bu süreçte esnaflık yapan Ata ulaşabildiği tüm devrimcilere her türlü desteğini-yardımını sunarak, devrim cephesine hiçbir zaman uzak durmadı. ‘1999’da başka bir örgüte yönelik operasyon ile Ümraniye cezaevine geldiğinde hareketimizle yeniden bağ kurdu. Kısa sürede tahliye olmasına rağmen ilk operasyonun uzantısı niteliğindeki ikinci bir operasyonla yeniden yakalandı.

Çevresinde sevilen  biri olan  Alp Ata Akçayöz’e ”yardım ve yataklık” iddia ediliyordu ama yargılandığı bir eylem  de yoktu. Ümraniye cezaevinden tahliyesi bekleniyordu.

  • Bir cezaevi arkadaşı Alp  Ata Akçayöz’ün nasıl  katledildiğini şöyle anlatıyor:     

“… Tavandan kompresörlerle sekiz delik açtılar. ‘Teslim olun. Size zarar vermeyeceğiz’ diyerek bizi dışarı yönlendirmeye çalışıyorlardı. Deliklerden her tarafımızı yakan zehir kusmaya başladı. Gaz odası gibiydi. Dayanamayacak duruma gelince ‘ne olursa olsun dışarı çıkalım’ dedik. Kapıdan üçer beşer çıkmaya başladık. Ata bizden önceki grubun içindeydi. Gazdan bayılacak gibiydi. Bir an önce temiz havaya çıkmak istiyordu. Onun grubu çıktığında 3-4 el silah sesi duyuldu. Ata duvardaki deliğin yanında yatıyordu, ama canlıydı, yanına gittim. Seslendim, ‘Ata, haydi kalk gidelim’. Cevap veremiyordu. Kasığındaki yarayı, parçalanmıştı, o zaman gördüm. Üç arkadaşımla onu hızla dışarı çıkardım. ‘Sedye getirin, öldüreceksiniz’ diye bağırdım. Sedye geldi koyduk, bayılmıştı. Askerler çıkışa götürdüler.”

  • Arkadaşları Alp Ata Akçayöz ‘ü şöyle anlatmışlardı:

Bulunduğu her ortama neşe, sevinç ve moral, coşku taşıyan, sonsuz insan sevgisiyle ortamı anında ısıtan bir insandı Ata. Paylaşmaktan keyif alan, bu yüzden her konudaki şaşırtıcı bilgi birikimini sergilerken karşısındakinde en ufak bir rahatsızlık yaratmayan Ata, sadece konuşarak değil, yaparak, üreterek çalışarak paylaşmanın erdemini yaşamıyla her an yeniden üretiyordu. Yaptığı her işe sevgisini ve güzelliğini katardı. Aklın ve erdemin diyalektiğini, yaptığı her işte yeniden üretebilmeyi becerebilirdi. İdeolojik ve kültürel/yaşamsal birikimiyle bunu başarabilmesi için “kendisi olması” yeterliydi. Çalışkanlığı, birikimi ve disiplini ile bir devrimci yaşam kaynağıydı adeta.

19 Aralık operasyonu başladığında her haliyle bu niteliklerine yeni örnekler üretmeye devam ediyordu. Sibirya’dan farksız nöbet yerimiz, onun eli değdiğinden sıcacık çayların içildiği bir sohbet mekanına dönüvermişti. Sayesinde epey “son çay” içtik. Sonra Konferans salonunda gofret dağıtan bir Noel Baba gibiydi, sonra bayanlar koğuşunun yemekhanesinde günlerdir gazdan dumandan kurumuş susuz boğazımızı ıslatacak, yağmur sularından elde edilmiş suyu dağıtıyordu. En son halay çekerken o her zamanki gülümsemesiyle kaldı belleğimde. Ne oynuyorsun diye sorsam, hemen o çocuksu muzipliğiyle “kepez oyunu” deyiverecekti sanki. “Kepez” son günlerde Ata’nın deyim yerindeyse “joker kelimesi” olmuştu. Bir oyun havasında, herşeyin ismi onun dilinde “kepez”e dönüşebiliyordu…”

Hep güler yüzü, sempatik ve sevimli tavırlarının yanında çevresinde gür sesi ile şiirler okumasıyla da tanınırdı Alp Ata Akçayöz.

Onun içindir ki,  Küçükbakkalköy’deki mezarının taşında onun çok sevdiği şu şiirden bir kıta yazılı…

Atlılar atlılar kızıl atlılar,

atları rüzgâr kanatlılar!

Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…

image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.