موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

HOROZ

122
image_pdf

HOROZ

Sami ADALI

       ”Bir varmış, bir yokmuş…” Hikayelerimiz bu sözlerle başlıyor ve diğer cümleler bunun ardından örülüyor. Bu kadar geniş yaratıcılık; bu kadar gerçek ve hayali kişiler; hayvan, ağaç, peri ve devler ”bir varmış, bir yokmuş”un etrafında dönüyor. Bu, aynı zamanda felsefi ve toplumsal bir söz öbeği: ”Olmak ya da olmamak… İşte mesele bu! William Shakespeare

       Bir şey ya vardır ya da yoktur. İnsan bunu fiziksel alanda değerlendirebilir. Bir şey eğer ağırlığı veya hareketiyle evrende yer alıyorsa o şey ”vardır”. Ama toplumsal alanda varlık başka bir şey. Toplumsal alanda gerçeklik ve hakikat iki farklı kavram olarak karşımıza çıkıyor. Fizik kanunlarıyla kanıtlanabilen varlıklara ”gerçeklik” diyoruz. ”Hakikat” ise o varlığın kendi özüne uygun hareketini ifade ediyor. Bir örnek verirsek: ”Bir insanın varlığı gerçekliktir, ama hakikat o insanın anlam bütünlüğü ve kendi özüne uygun yaşamasıdır.” Yani hakikat fiziksel varlığı aşan bir şey. Bazı şeyler de yoktur, ama insan zihninde özel ve büyük bir yer kaplarlar; başka bir deyişle birer canlı hakikattirler. ”Anka Kuşu” gibi… Bütün pozitif bilimlere göre böyle bir kuşun var olması mümkün değil, ama destan ve hikayelerimiz bu kuşu yaratmış ve göklerimizde uçurmuş.

       İnsan eskiden beri kendine ve çevresindeki şeylere insani bir anlam vermek istemiş; iç dünyasını her zaman bilimsel, sanatsal vb. yollarla dışa vurmak istemiş. Zaten insanın birinci doğadan farkı o ki insan aklı, çevresinde olup biten her şeyi soyutluyor ve büyük oranda simgesel çalışıyor. Başka bir deyişle insan büyük oranda metafiziksel bir varlık. Dil (ses ile anlam verme, soyutlama) da hem insanın bu özelliğinin bir sonucu hem de bu özelliği geliştiren bir şey.

       Kuşkusuz dil o toplumun yaşadığı coğrafyaya göre şekilleniyor. Değişik coğrafyalar değişik ihtiyaçları beraberinde getiriyor. Bu da dillerin farklılaşmasına sebep oluyor. Örnek olarak bir çok Afrika dilinde bizim yeşil gördüğümüz rengin onlarca adı var. Yeşil renginin tonlarının arasındaki fark bizim için o kadar da önemli olmayabilir, ama orman içindeki yaşam beraberinde yeşil tonlarının adlandırılması ihtiyacını getirmiş. Hatta bazı kabilelere göre farklı tonlar aslında farklı renkler ve bizim onları nasıl aynı gördüğümüze şaşırıyorlar. Bu adlandırma – ya da ihtiyaç – yeşillik konusunda Afrikalı’ların bizden daha farklı ve geniş düşünmelerine sebep olmuş. Bundan dolayı Afrikalı’ların hikayeleri farklı, şiir ve şarkıları farklı, bir konuya yaklaşımları farklı, hayalleri ve rüyaları farklı… Bu kültürden sadece yeşil tonlarının adlarını çıkarırsak Afrika kültürü büyük bir darbe alır. Başka bir örnek te Amerikan yerlileri… Amerikan yerlilerinin eskiden iki parçalı isimleri vardı. Bunlardan biri bir hayvan adı ya da doğadan bir parçaydı; diğeri ise bir eylem içeriyordu. (Oturan Boğa gibi) Bu adlandırmalar onların doğal yaşamından ileri geliyordu ve onların doğayı canlı ve eylemsel düşünmelerini sağlıyordu. Ne zaman ki toprakları işgal edildi ve onlara yaşam alanı bırakılmadı, o zaman isimleri de değişti. Günümüzde köken olarak Amerikan yerlisi kalmışsa da binlerce yıldır yarattıkları kültürlerini yaşayacak alan kalmadığı için dillerini konuşamıyorlar. Başka bir deyişle fiziki olarak varlar, ama hakikatleri neredeyse kalmamış.

       Bu horoza iyi bakın. Eskiden beri güzellik, güç ve bazen de kendini beğenmişliğin sembolü. Hikaye ve şarkılarımızda kibirli ve sinirli. Edebiyat alanından ayrı da binlerce yıldır bizimle yaşıyor. Fakat bu horozun neslinin tükenme tehlikesiyle yüz yüze olduğunu biliyor musunuz?!! Geç büyüdüğü ve az etlendiği için bu horozun artık çok az beslendiğini biliyor musunuz?!! Onların yerine artık beyaz ve şişman horozlar yetiştiriliyor!

       Hayvan ve bitki çeşitleri kolay kolay bir toprağa uyum sağlayamazlar. Bir türün o toprağın çocuğu olması için binlerce yıllık seçicilik ve evrim gerekiyor. Ve bu gerçekleştikten sonra toprak ta o türe bağlanıyor ve alışıyor. Ekosistem böyle ayakta kalıyor ve yaşam mümkün oluyor. İnsan hariç bütün doğa ve evren bçyle yaşıyor. Ama insanın bir özelliği var ki insan evrensel aklı (birinci doğa) aşma  yeteneğine sahip. İnsan değiştiriyor ve yaratıyor. Bu özellik bütün yaşam ve varlık için büyük bir şans. Diğer yandan bu özellik eğer duygusal akıl ile kontrol edilmezse herşeyi bozabilme potansiyeline de sahip.  Kuşkusuz insan olmasa da varlık devam edecek, ama anlam ya da anlamlandırma sorunu kalmayacak. Biz doğayı korurken; evrensel teraziyi gözetirken; kendi yaşamımızı ve çevremizi uyum içinde yürütmeye çalışırken aslında kendimiz koruyoruz ve anlamın tek aracı olan insanı başat hedefine ulaştırmak istiyoruz. Bu başat hedef bazen Cennet, bazen Nirvana, bazen En-el Hak, bazen de enerjiye dönüştür. Amaç hangisi olursa olsun hepsi anlamla bağlantılı, yani metafiziksel olgular. İnsanın doğal yaşamı işte böyle, insan doğası buna izin veriyor.

       Bir söz var ”İnsanın başına ne gelmişse insanlığından gelmiş” diye. Doğru! Bu geniş çerçeve içinde iyi şeyler de var kötü şeyler de. İnsanlar sanat yapmışlar, bilimle uğraşmışlar, toplumsallığı geliştirmişler; ama aynı insan bütün kötülüklerin babası devleti de yarattı. İnsanlık ve evren tarihinde başaşağı gidişi temsil eden devlet, insanın esas amacından uzaklaşmasına neden oldu. İnsanın anlamlandırma yeteneği iktidar sahipleri tarafından istismar edildi. Kuşkusuz toplum da gelişimini durdurmadı, ama devlet te değişik yüzlerle kendini toplum içinde giderek genişletti ve büyüttü. Kapitalist modernite ve endüstriyalizmin gelişmesiyle birlikte çok başlı devlet canavarı maddi kar ve zarar bakışıyla her şeye yaklaşmaya başladı. Toplumsal ve doğasal bütün değerler endüstriyalizmin eleğinden geçirildi. Maddi kar getirmeyen bütün değerler eleğin üzerinde kaldı ve atıldı.

       Bizim horozun başına da bu geldi! Ne kadar güzel olursa olsun, üzerine ne kadar hikaye ve şarkı söylenirse söylensin, isterse bu toprağın çocuğu olsun önemli değil! Geç büyüyorlar ve az et veriyorlar! Beyaz ziraat horozları erken büyüyor ve etleri fazla! Bu toprağın çocuğu olmasınlar, insan sağlığına ve toprağa geniş zamanda zarar versinler! Bölgesel kültürün bir değeri yok olsun ve dil ve düşünüş biçimi değişsin! Olsun! Sadece fazla kar olsun ve bütün yönlerden gelen saldırılarla bir akıl yaratılsın ki kendi kendine sermayedar ve iktidarlara hizmet etsin!

       Horozumuz yok olmak üzere; iki dişi kalmış ihtiyar bir gözünü çıkarmış. Umuyorum ki tıpkı hikayede olduğu gibi iki dişi kalmış ihtiyarın üzerine ağır bir ordu sürsün. Horozun askerleri de sorgul başağı, kırılgan ceviz, Lice domatesi, telli turna, dengbêj klamları, yöresel kıyafetler, dağ orkideleri, dünyanın bütün su kaynakları, bütün insanlık değerleri ve toplum olsun!

image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.